Sel vuran gökdelen ve stadyumlarda hayati eşik! Sakarya’yı da kurtaracak: Çözüm viyadük şehir mi?
Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – İstanbul, Kocaeli ve Sakarya’da yaşanan sel felaketleri pek çok şeyi baştan düşündürdü. Yanlış yere mi yaşam kurulmuştu yoksa doğa haşmetini yanlış yerde mi göstermişti? Dünyanın en büyük şehirlerinde doğrudan suyun üzerine kurulmuş gökdelenler, stadyumlar ve otoyollar varken suyun yakınına bir yaşam alanı kurmakta nasıl bir sorun olabilirdi ki? Su aslında yaşamın ta kendisiydi. İstanbul’da selden en çok etkilenen noktalardan birinde kurulu gökdelenlerin yerinde 40 yıl öncesine kadar mandalar yaşıyor ve orası sulak tarım alanlarında yaşayan insanların gelir kapısı oluyordu. Hemen yakınlarda akan dere bazen gürül gürül bir nehre dönüşüyor, su ihtiyacını gideriyordu. Toprak, akıntıyla gelen alüvyonla zenginleşiyor ve yaşam, su sayesinde sürüyordu. Ancak böylesine doğaya ait olan bölgede dere türlü tekniklerle, o gün için kusursuz şekilde kurutulmuş ve inşaat çalışmaları hızlanmıştı. Bir yandan gökdelenler yükseliyor diğer yanda dev yollar, alışveriş ve spor merkezleri inşa ediliyordu. İstanbul’daki bu durumun tıpatıp aynı Sakarya’da da yaşanıyordu. Sapanca’daki doğal güzelliklerin hemen üzerine, kıyısına ‘doğayla iç içe bahçeli evler inşa ediliyordu. Bunlar gökdelen değildi. Tek katlı ya da 2 katlı evlerdi… Yani ilk bakışta doğal afetler konusunda güven veriyordu. Oysa afet, temelin atıldığı ilk gün çoktan başlamıştı. Takvimler 2026’ya geldiğinde ise bu şehirleri kurtarmanın tek yolu vardı! Sakarya Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Osman Sönmez, şehirleri selden kurtaracak projeyi Milliyet.com.tr’ye anlattı.
SU MU TOPRAK KAYMASI MI? ‘DİKEY YÜKLERİN YANINDA YATAY YÜKLER HESAPLANMALI’
İstanbul’da selin en çok vurduğu bölgede yüksek katlı yapılar, gökdelenler, alışveriş merkezleri ve spor kompleksleri vardı. Öyle ki, yıkım kararı verilen yapılardan biri de Ayazağa Atatürk Stadı’ydı. Galatasaraylıların beklediği iyi haberleri ise Çevre Şehircililk ve İklim Değişikliği Bakanlığı açıkladı. Stadın altından kayan dev toprak kütlesinin yarattığı endişe ve çatlak iddialarına: "Kamuoyunda endişeye neden olan iddiaların yapılan teknik incelemeler sonucunda gerçeği yansıtmadığı tespit edilmiştir" yanıtı verildi. Bu yapıların inşasında dikkat edilmesi gereken detayları ve teknik hesapları Doç. Dr. Osman Sönmez şöyle açıkladı:
Neft Daşları/Azerbaycan
ŞEHİRLERİ YÜKSELTMEK ÇÖZÜM MÜ? DEV AYAKLARLA SUYUN ÜZERİNDE KURMUŞLAR
Azerbaycan’da bulunan ‘Neft Daşları’ isimli bölgede bütünüyle suyun üzerine kurulmuş, Hazar Denizi üzerinde yükselen dev ayaklar üzerinde yaşam alanı oluşturulmuştu. Suyun yüksekliği dalga boyu veya yaşam alanını etkileyecek her detay araştırılmış ve ‘beklenen sorunlara’ karşı önlem alınmıştı. Ancak her şey ‘beklenen, yaşanması olası’ felaketlere karşı hazırlık yapılarak inşa edilmişti. Aşırı yağmurun vurduğu Ayazağa’da olduğu gibi bir sel Hazar Denizi ortasında beklenmezdi. O gün sel olmasını, orada yaşayan da yoldan geçen de, olayları takip eden de bilmiyordu. Bu sadece ‘eski bir dere yatağına kurulu bölgede yoğun su birikmesi’ gibi görünmüştü. Tabii sadece ilk bakışta yapılacak yorum buydu. Yaşanan felaketin temelinde eski olmayan her an yeniden akacak suyun yolunu bulması, o yolda sonradan gelen insanlarla karşılaşmasıydı. Peki yeryüzünün, İstanbul ve Sakarya’nın pek çok noktası böyle derelerle kaplıysa, insanlar nasıl yaşam merkezleri inşa edecekti? Bir viyadüğün ayakları üzerinde yükseliyormuş gibi toprak zeminden yüksekte yapılar inşa edilmesi uçuk bir hayal miydi? Doç. Dr. Osman Sönmez bu fikri şöyle değerlendiriyor:
“Bu fikir teknik açıdan kesinlikle uçuk değildir. Hatta dünyada bunun farklı uygulamaları bulunuyor. Ancak burada ‘şehri yükseltmek’ yerine şehrin suyla ilişkisini yeniden tasarlamak daha doğru bir yaklaşımdır. Bir taşkın alanında 3 temel yöntem düşünülebilir: Suyu yerleşim alanından uzaklaştırmak, suyun kontrollü olarak taşabileceği alanlar oluşturmak, kaçınılmaz olarak suyla karşılaşacak yapıları suya dayanıklı veya yükseltilmiş tasarlamak. Özellikle taşkın riski yüksek bölgelerde yapıların giriş kotlarının yükseltilmesi, kritik elektrik ve mekanik ekipmanların üst katlara alınması, bodrum katların korunması ve açık alanların taşkın sırasında suyun geçişini engellemeyecek şekilde düzenlenmesi mümkündür. Suyu yalnızca daha yüksek duvarlarla sıkıştırmaya çalışmak her zaman doğru değildir. Dünyada uzun yıllar boyunca temel yaklaşım daha yüksek ve daha güçlü setler yapmak iken, şu an; nehirlere taşkın sırasında yayılabileceği daha fazla alan bırakmak ve taşkın ovaları yani yeşil koridorları yeniden oluşturmak yönüne evriliyor. Dolayısıyla Sakarya'da da bazı bölgelerde ‘dereyi beton kanala sıkıştırmak’ yerine dereye ve taşkın suyuna alan bırakmak daha sürdürülebilir olabilir.”
Görsel temsilidir, yapay zeka ile oluşturulmuştur.
Peki sorun sadece yerleşilen konumla mı ilgili? Yapıların inşasında kullanılan teknikler ve yerleşim planları, elektrikten su sistemleri ve doğalgaza uzanan kritik bir hayati ağ da sel gibi afetlerde önemli birer faktör. Ancak yeni yapılmış olan ya da mevcut binalarda bu sistemler olması gerektiği gibi yapılmamış olabilir. Bunun nedeni iste yapılan araştırma ve raporların uygulama yönetmeliğine yansımaması ve şehirlerin baştan yanlış kurulması olabilir.
İSTANBUL VE SAKARYA İÇİN KURTULUŞ HOLLANDA’DA MI? ‘HAVZA-KENT SİSTEMİ’
Derelerin taşması ve taşan suyun dere çevresindeki yerleşim alanlarını basması doğanın insan sevmemesinden kaynaklanmıyor. Doğanın kendisin ait olan alanı kullanma ihtiyacı 100 yılda da 500 yılda da değişmiyor. Burada da dereyi insanlar için taşkın tehlikesinden çıkarmak konusunda çözüm ‘betonda’ değil. Doç. Dr. Osman Sönmez bunun için “Burada klasik ‘dereyi betonla kaplayalım ve suyunu hızla uzaklaştıralım’ yaklaşımından daha kapsamlı bir sistem gerekiyor. Öncelikle dere boyunca hidrolojik ve hidrolik modelleme yapılmalı. Taşkın debisi, su seviyesi, akış hızı ve taşkın yayılım alanı belirlenmeli. Dere kesitindeki dar boğazlar belirlenmeli, yetersiz köprü ve menfezler revize edilmeli, rüsubat ve odun/atık birikimi için kritik noktalarda kontrol yapıları oluşturulmalı, taşkın yatağı korunmalı, gerekli yerlerde dere kesiti genişletilmeli, şev stabilitesi sağlanmalı, erozyona karşı uygun kaplamalar kullanılmalı, taşkın suyunun geçici olarak depolanabileceği alanlar oluşturulmalı, kent içinde yağmur suyu kaynağında tutulmalı, dere çevresinde yeşil koridorlar oluşturulmalıdır” diyor.
Doç. Dr. Osman Sönmez’in bu ‘yapılması gerekenler listesi’ aslında imkansız ya da geç kalınmış değildi. Ülkemiz kentsel dönüşüm projeleriyle neredeyse baştan aşağı yenilenirken eski veya yetersiz altyapı sistemleri yeniden projelendirilebilirdi. Peki ama baştan yapılması gereken tam olarak neydi? Doç. Dr. Osman Sönmez’e göre çözüm ‘Hollanda’da: “Dünyadaki en önemli örneklerden biri Hollanda'nın “Room for the River” yaklaşımıdır. Burada temel fikir, nehre karşı sürekli daha yüksek setler inşa etmek yerine, belirli alanlarda nehre daha fazla taşkın alanı bırakmaktır. Hollanda hükümeti bugün de taşkın ovalarının derinleştirilmesi ve yan kanallar açılması gibi yöntemlerle nehirlere alan kazandırmaktadır. Bu yaklaşım Sakarya için de çok önemli. Dere yataklarının sıfırına inşa edilmiş ve taşkında zarar gören yapılara bakınca nehir ve dere yatakları çok önemli bir mesaj veriyor. Taşkın suyuyla mücadelede bazen suyu engellemek yerine, suya güvenli bir alan vermek gerekir.” Peki Sakarya için çözüm nerede? Doç. Dr. Osman Sönmez bunu da açıklayarak sözlerini şöyle noktaladı: